FotoRöportaj.org    
“Resimli Hayat Bilgisi”    
Hakkımızda Arşiv Çalışmalarınızın
Yayınlanması
Duyurular Künye İletişim
  Anasayfa
      Yıl:1
 
 
Sunuş

    Söylediklerinizin bir kısmının doğru olduğunu kabul ediyorum,                                                                                                                       ama suçlanacak kişi ben değilim.                                                                       Evet, oyunu oynuyorum ama kuralları ben yazmadım.

- Önemli olan silahı kimin icat ettiği değil, tetiği kimin çektiği.

 The Educators

 

Merhaba,

Bazı eski şarkılar da fotoğraflar kadar ilham verebiliyor. Zaman zaman radyoda denk geldiğimiz hiç eskimeyen Father and Son şarkısında Cat Stevens’ın çatlak sesiyle oğlun ağzından şakıdığı bölüme hak vermeden geçenimiz yoktur. Babanın hep aynı öğrenilmiş bilgelikle oğlun arayışlarını geçici gençlik hezeyanlarına bağlayıp gerçekten dinlememesine içerlemeden geçemeyiz. Oğlun uzlaşmaya yanaşmayıp gerçekten gidiyor olması ise yüreklerimize su serper. Belki başkalarının yüreğine de oğlun er geç babaya dönüşeceğini tahmin etmek su serpiyordur. Şarkı zaten bir anlamda değişmek isteme – ayak uydurma zıtlığını kuşak farkına binaen anlatıyor. Benimse “gitme” motivasyonunun zamanla körelen, körelmesi de beklenen bir şey olduğuna, “olduğun yerde sayma” motivasyonunun zamanla doğal olarak sökün ettiğine inanasım gelmiyor. Oğlun birkaç yıl sonra babasının öngördüğü gibi bir kız bulup evlenmesi, eh sonunda durulması, ihtimal dahilinde olmakla beraber, bu gitmenin-kalmanın, babanın bizi kurnazca inandırmaya çalıştığı gibi herkesin başından geçen ve doğal akışına oturan bir şey olduğuna inanmamızı hiç mi hiç gerektirmez.“Bir zamanlar ben de senin gibiydim” nakaratı söylene söylene eskimiş, gelmiş geçmiş en paçavra ebeveyn nasihatidir, ne de olsa…

2004 tarihli The Educators filminde bir şans daha bulduk değişme - ayak uydurma seçimine kuşak farkından bakmak için. Ayak uydurmaktansa öfkelerini zenginlere “çok fazla paraları olduğunu” hatırlatarak ifade etmeyi seçen üç genç ve olaylar zinciri sonunda kaçırmak zorunda kaldıkları zenginliği hayalin ötesindeki burjuva bir dağ evinde –tarafsız alan- bir araya geldi bu filmde. Burjuvanın sırrı 68’te “onlar gibi” olduğunu hatırlatmakta, gençlerin sırrı pek kolay kanmamalarındaydı. İki taraf birbirlerine yaklaştılar, ve birbirlerini anladılar da, ama seçimlerini değiştirmediler. Çünkü hayati seçimlerin herkesin er geç geçtiği evrelerin doğal sonucu olduğu fikri, retoriği güçlü, ideolojisi belli, ama nihayetinde bir fikirdir yalnızca. Zaman zaman hayat muhasebemizi ertelemeye, “dışsal” sebeplere atfederek işin içinde sıyrılıvermemize, zaman zaman ise başkalarının yapabilirliklerini belirlemeye olanak veren basit bir cümle; basitliği ideolojisini saklayamayan türden. Çocuğunun iyiliğini isteyen ebeveynin masumiyetinin her yerine sinmiş ne masum, ne günahkâr, ama işte nihayetinde, hayatlarımızı belirleyen, hali vakti yerinde burjuva çocuklarına geçim derdi kisvesi altında önüne geçilemez bir “başarısızlık” korkusu aşılayan, korkunun devası olarak iyi bir şirkette irice bir “normallik” öneren fikir. Olduğumuz şeyleri küçükken ne olacağımız sorusuna verdiğimiz cevapların çok uzağına fırlatan yine bu fikir işte. Ben de senin gibiydim, o da benim gibiydi, ben senin gibiyim, ben benim gibi, herkes onun gibi… sen de benim gibi ol!

Biz hiçbirimiz, belki de çocuk yaştan itibaren bizi bir masaya mahkum edecek işler hayal etmemiştik. Çok parayı kazanmayı da ajandasına ekleyen mini minilere “bak şu miniğe” gülümsemesiyle onay veren ebeveynler de çocuklarının ağzından “parayı harcayamamacasına masamdan kalkmayayım” diye bir dilek duymamışlardı. Ama arada bir şeyler oldu, kendimizi masa başında bulduk. Masa başında olanlarımızın önemli bir kısmı şimdi ciddi anlamda acı çekiyor. Seçimlerimiz bizim irademize mi kalmıştı? Hayır. Seçimlerin yapılandırıldığı bir dünyada yaşıyoruz. Peki başka seçeneğimiz var mıydı? Evet. Başka seçeneklerimiz hâlâ var. Çoğumuza kurban rolünün biçildiği ve bundan acı çektiğimiz doğrudur, ama kaderimizi tekelinde tutacak denli iktidar sahibi bir zümre de yoktur. Kurban rolünü üstümüzden silkindiğimizde bir şeyler değişir, bir oğul yola çıkar, bir baba oğluna gitmesini öğütler, en önemlisi bir fikir gider, bir yenisi gelir… Fikrimizle zikrimiz bir gün elele verir, masaların arkasına saklanmış eylemimize el verir.

“Ben de senin gibiydim”… Tahammülümün en az olduğu zikir işte birinin bana bir zamanlar, şimdi, bir ara, belki de ara ara, benim gibi olduğunu söylemesi, bilmediği seçimler üzerinde kurulmuş bir hayatı bir çırpıda hayatın doğal evrelerine sokuşturabilmesi, ideolojisinden ideolojime laf yetiştirmesi… Bırakın biz bize benzemeyelim, bırakın kimse kimse gibi olmasın, bırakın da tahmin edilemez şeylere gebe olsun hayatlarımız. 70 senesinde isyan edip gitmeye karar veren Oğul sonraları ne yapmıştır sizce? Cat Stevens’ın kendisi, benim şahsi değişim evrenimin çok dışında da olsa, otuz yaşında ciddi bir değişime imza attığı için, dini inancını bırakın, ismini değiştirme cesaretini gösterdiği için, ben oğlun çizdiği yoldan umutluyum. “Sabah 9 akşam 5” bir işe girmemiştir sanıyorum… Kızına da 18’ine gelmeden bavulunu toplamasını nasihat etmiş olmalıdır. Ama asıl inancım dedenin, yani Baba’nın bütün bunlardan feyz alıp işi gücü bıraktığı yönünde.

 Bütün bunlar bu sayımızın manşetinin bana düşündürdükleri. Onuralp Topal’ın her gün borsayı “yapan” insanların dört duvarla çevrelenmiş dünyalarına dair etkili fotoğrafları ve bir o kadar etkili yazısı, çok iyi bildiği bir hayattan, kendi hayatından dem vurması açısından önemli. Bir hayat muhasebesinin ilhamı en çok başka birinin hayat muhasebesini izlerken geliveriyor. Bu manşetimizin mütevazı bir ilhama dönüşeceğini umarım.

Takibinizin devamı dileğiyle…

 

  Canay Özden
  FotoRöportaj.org
 
Anasayfa           Hakkımızda Arşiv Çalışmalarınızın
Yayınlanması
Duyurular Künye İletişim
FotoRöpörtaj.org'da yayınlanan tüm çalışmaların her türlü hakkı -onu paylaşma niyetinde olan- sahiplerine aittir. FotoRöportaj.org olarak, sahiplerinden izin alınması şartıyla, çalışmaların çeşitli yayın ortamlarında kullanılarak daha çok insana ulaşmasına sıcak bakıyor, çalışmaların bağlamlarına uygun ortamlarda yayınlanması konusunda çalışma sahiplerinin de istekli olacağını düşünüyoruz. FotoRöportaj.org aracılığıyla çalışma sahiplerine ulaşmanın çok kolay olacağını hatırlatıp, bu yolu tercih etmeyerek, FotoRöportaj.org’daki çalışmaların izinsiz olarak kullanılmasını kötü niyet olarak yorumlayacağımızı, istemeyerek de olsa, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’na dayanarak, hukuki yola başvuracağımızı hatırlatırız.