FotoRöportaj.org    
“Resimli Hayat Bilgisi”    
Anasayfa Hakkımızda Arşiv Çalışmalarınızın
Yayınlanması
Duyurular Künye

"Imbros, Burada Yalnız Ölüm Var"
Fotoðraflar ve Yazý: Murat Yaykın
"Madam'ın şefkati, sevgisi, kucaklıyışı, kıza bakışı, görülmeye değer Fotoğraflıyorum o anı... İşte o an Madam, Remiye'nin tüm anlattıklarının üstüne bana dönüp "Burada yalnız ölüm var, doğum yok artık!" dedi..."

"Mevsimlik İşçiler"
Fotoğraflar ve Yazi: Tolga Sezgin/Nar Photos
"Yılın birinci ayından itibaren özellikle Türkiye’nin güneydoğusundan yola çıkarak tarımsal üretim alanlarına gelen mevsimlik isçiler tarlalara yakın, kanal ve oto yolların hemen yanına kurdukları geçici naylon çadırlarda yaşıyorlar. Bu çadırlarda 10 veya daha fazla kişi kalıyor. Tuvalet, banyo, temiz içme suyu, sağlık ve çocukların eğitimi, beslenme sorunları acil bir biçimde çözülmeyi bekliyen problemler arasında."

"Evsizler"
Fotograflar: Fatih Pınar
Yazı: Salim Aykut

Çoğu Amerikan filmi her ne kadar aydınlık sahnelerle süslü bir şekilde bitse de, eğer ola ki senaryo büyük şehirde geçen bir kış hikayesi ise, film muhakkak dumanların arasında yemek arayan / kendine yatacak bir yer hazırlamaya çalışan evsizleri gözümüze gözümüze sokan karanlık sokak sahneleriyle başlar. Çünkü filmler de çoğu zaman bizim hayatlarımızı başkalarına anlatmaktan hoşlandığımız şekilde ilerler. İlk sahneler karanlıktır, filmin kendisi de aydınlık günler için verilen bir mücadelenin hikayesidir. Ve, her daim film, mutlak cevabı öğrenmenin verdiği huzur ile neticelenir; “yenilen” ve “kazanan” belli olur.

 

"Tersaneler"
Fotograflar: Sabriye Celik
Yazı: Yasin Kaya
Sömürüye aşinayız. Her anına şahidiz. Bunun şahitliğiyle yaşamaya devam edebilmenin arsızlığı en büyük icatlarımızdan. Bir bilgisayarın başında tuşlara dokunurken et ve kan hissetmediğimiz icin yaşamak mümkün. Başkası mucize.

"İki Kuaför"
Fotograflar ve Yazı: Selin Canbaba
"Fotoğraf çektirmek istemeyen kadınlar genelde iş yaşamında yüksek pozisyonda olanlardı. O an bulundukları mekândan istedikleri hizmeti aldıklarını gösteren rahatlıkları dikkat çekiciydi. O günün gerektirdiği fiziksel bakımın dışında (ki çoğu bunu sıklıkla yapıyor) Fikirtepe’deki kadınlardan farklı olarak yalnızca düğün, özel bir gün, ya da uzayan saçlar için gelmiyorlardı kuaföre. Bir kişiyle aynı anda en az dört kişinin ilgilenmesi, müşteriyle iletişim halindeyken gösterilen tavır, ürünlerdeki çeşitlilik; aradaki farkın göstergeleri…"

"Mayın"
Fotoğraflar ve Roportaj: Ahmet Şık
1999 yılında oldu yaralanmam. Arkadaşımla koyun otlatmaya çıkmıştık Yerde bir şey buldum. Kırmızı bir düğmesi vardı. Patlama oldu.Baktım arkadaşım korkmuş ağlıyor. Anlamadım yerdeydim. Kan vardı. Ayağımı tutuyordum. Acı hissettim patlama olduğunda ayağıma baktım kıyma gibi olmuştu...Dava açtık kaç yıl oldu ama hala bir şey olmadı.

"Tekerlekli Sandalyeyle İstanbul"
Fotoğraflar ve Yazı: M. Yüksel Altun
Suat Avcı,1981, Sason, Batman doğumlu. 1999 Yalava depremine, lise ikinin yaz tatilinde ÇInarcık'ta çalışırken yakalanıyor. 2 saat enkaz altında kaldığı sırada omuriliğinde üç bölgede çatlak meydana geliyor. Enkazdan kurtarılırken sağlık görevlilerin hatalı taşıması sonucu Suat'ın şu an belden aşağı omurilik felci sebebiyle tutmuyor. 2001 yılında annesinin tayiniyle göçtüğü İstanbul'da engeli birken bin oluveriyor, katlandıkça katlanıyor.

"İtfaiyeciler"
Fotoğraflar ve Yazı: Nur Muslu
"İtfaiyecilik zor işmiş, Beyoğlu İtfaiyesine gittiğimin henüz ikinci saatinde anladım bunu. Şansıma (şans demek ne kadar doğru olur bilemem ama) henüz itfaiyecilerin hepsiyle tanışamadan çaldı sirenler ve o ana kadar televizyon sesi ve muhabbetlerin gürültüsü ile dolup taşan o kalabalık kantin salonunun boşalması 5 saniyeyi bile bulmadı."

"Bekar Odaları"
Fotoğraflar ve Yazı: Altan Bal
"1963 yılıydı galiba. Ben 17 yaşında olduğuma göre… Üç arkadaş Erzincan'dan İstanbul'a kaçmıştık, boğulacaksak büyük suda boğulalım diye. Geldik İstanbul'a, bir arkadaşı bulduk Erzincan'daki mahalleden. "Bu akşam bende misafir olun" dedi. Dolapdere'de bir yerde kalıyormuş. Gittik. Oda oda yerler, her odada bir sürü insan kalıyor. Hepsi gurbet kuşu. Bekar Odası derlermiş o yerlere"

"Kari Tecav? / Nereye Gideyim?"
Fotoğraflar ve Yazı: Özgür Baykal
"Türkiye’deki Romanlar’ın yaşadığı yerler yerel belediyeler tarafından “kentsel dönüşüm” adıyla uygulanan “soylulaştırma” çalışmaları için ilk seçilen bölgeler olarak öne çıkmıştır. Romanlar eğitimsiz olmaları ve sosyal hayattan “çingene” kimlikleri dolayısıyla dışlanmaları sebebiyle yerleşim yerleri kolay hedef olarak seçilmiştir."

"Benim Diğer İstanbul'um, Benim Diğer St Petersburg'um"
Fotoğraflar ve Yazı: Anastassia Zlatopolskaia - Tansel Atasagun
Şehir-İnsan Kesişmeleri Üzerine
Bir şehrin yolu bir insanla kesişirse, nasıl bir karşılaşma yaşanır ?
Kalıcı ya da değil, bilinmeyen bir şehre gelmek sadece o kenti kalabalıklaştırmak değildir. Yeni düşünce, davranış ve alışkanlıkların da taşınmasıdır. Sıcak bir kucaklaşmanın da, şiddetli çarpışmanın da nedeni yeni gelenin hangi kabullerle ya da önyargılarla geldiğiyle ilgilidir. Şehrin dönüşümü de, insanın değişimi de bu kesişmelerin zorlamasıyla olur.

"Işığımızın Emekçileri"
Fotoğraflar ve Yazı: Metin Avdaç
"Yaşamları şehirleri aydınlatacak kadar güçlü, pamuk ipliği kadar inceydi. İki direk arasına sıkışmış bir tel parçasında adına arıza denen; fabrikaları susturan, şehirleri karartan, haneleri soğutan teknolojinin yanlışını aradılar. Buldular, onardılar bedelsiz değildi başarıları. İnsanlar ışıklı gecelerde eğlenirken, onlar fırtınalı, yağmurlu gecelerde, dağlar başında ışığın, sıcaklığın hayalini kurdular."

"Novamed'li Kadın Direnişçiler"
Fotoğraflar ve Yazı: Serhat Şatır - Ali Saltan
"Antalya Serbest Bölge’de faaliyet gösteren Alman şirketi Fresenius Medical Care'e bağlı diyaliz setleri üreten Novamed’de 26 Eylül 2006 tarihinde başlatılan grev hala devam ediyor. 84 işçinin sürdürdüğü grev geçtiğimiz günlerde birinci yılını doldurdu. Katılan işçilerin tamamına yakınının kadın olduğu bu grev Türkiye’deki serbest bölgelerde yapılan ilk grev olması açısından önem taşıyor."

"Etiket Fiyatına Kimlik"
Fotoğraflar ve Yazı: Esin Ünan Mildan
"Vitrinler, bize birebir seslenen yerler olduğundan biraz dikkat ettiğimizde, cansız mankenlerle öyle değişik dizayn ediliyorlar ki, sanki o kıyafetler cansız mankenlere bile birer kimlik kazandırıyor. Çünkü aynı mankenler bir vitrinde kendine bakan, özenen ciddi bir işkadınına dönüşürken, başka bir vitrinde serbest, çılgın ve yeniyetme aşık bir kız olabiliyor. Tıpkı özümüzde kim olursak olalım, o kumaş parçalarını giydirdiğimizde değişecek olan ve bizi diğerlerine öyle sunacak olan bedenlerimiz gibi."

"Otuz Yıl Sonra Taksim'de"
Fotoğraflar: Cem Ersavcı
                     Nazım Serhat Fırat
Yazı: Canay Özden
"30 yıl önce bugünün anması niteliğini taşıyan bir günde insani bir hicap duyması gerekenler hafızalara o günün izlerini taşıyan yeni bir gün kazımakta beis görmediler. Otoriteryanizmlerini saklamaya da lüzum görmüyorlar; açık fiili sıkıyönetimlerinde biz burunları ve gözleri “ali sebepler” uğruna gazlanabilecek birer düşmanız. Korkusunu biber gazı ve copuyla ifade eden otorite 1 Mayıs’ımızı katlederken umarım Taksim’in en azından yılın geri kalanında bize ait olduğunu gözden kaçırmamıştır."

"301 Kere Vurulduk"
Fotoğraflar: İlker Gürer
Yazı: Altan Bal ve Canay Özden
"Ve herkes soruyor cinayetin arkasında bir örgüt var mı? Ben cevaplıyorum: Evet var. Hem de sanılandan, tahmin edilenden çok daha büyük bir örgüt var. Üyelerinin bir çoğunu tanıdığımız hatta her sabah aynaya bakarken üyelerini görebildiğimiz bir örgüt var. Ve ben o örgütün üyesiyim. Şimdi örgüt olarak Dink cinayetini nasıl yaptığımızı itiraf edeceğim."

"Sirkeci-Bükreş Tren Hattında Halil Baba"
Fotoğraflar ve Yazı: Hasan Ali Arıkuşu
"Ben demiryolcu çocuğuyum. Çocukluğum demiryollarında geçti. Evimiz demiryolunun yakınındaydı, okulum da demiryolunun kenarında. Derste trenlerin geçişini görürdüm ve tenefüste onlara daha da yaklaşırdım. Taa o zamandan başlamıştım trenlere ilgi duymaya. O zamandan beri tüm trenler benim yüreğimden geçiyor, hem de hızını hiç kesmeden. Kader beni trenlerden uzağa hiç sürüklemedi."

"Kule Vinç Operatörü Alaattin ben"
Fotograflar: Murat Pulat
Yazı: Canay Özden
Günde sekiz-dokuz saat çalışıyoruz. Bazen öyle oluyor ki öğle yemeğine inmiyoruz, ekmek arası bir şeyler geçiştiriyoruz yukarıda. Bizim sorunumuz, devamlı oturuyoruz ya hani, aynı uzun yola giden bir şoför gibi. Boş zaman olsa kalkıp gezecek yer var yukarıda ama öyle bir zaman olmuyor ki yani, yerinden kalkamıyorsun. Bizim için kendin yaratırsan tehlikeli, yoksa tehlikeli değil.

"İran"
Fotoğraflar: Erhan Sermet
Yazı: Salim Aykut
"İran'a gidip gelenlerin hepsi döndükten sonra etraflarındakilere karşı yavaş yavaş bir kızgınlık biriktirir. Bunun da kaynağı "niye İran, İran'a neden gittin, İran'da ne var" diye ardı ardına bir solukta sorulan sorular ve muhatabınıza karşı çoğu zaman herhangi bir cevap veremeyişiniz olur. Halbuki yapılması gereken İran nedir ya da İran derken neyi kastediyorsun gibi gayet basit bir karşı soru ile muhatabınızın kafasını karıştırmak olabilir." -

"Atatürk'ün Yüzleri"
Fotoğraflar ve Yazı: Salva Ferrando Peris
Atatürk’ün siyasi bir figür olarak Türkiyeli pek çok insanın hayatı üzerinde inanılmaz bir etkisi olduğu konusunda hiçbir şüphem olmasa da zaman zaman, esrarlı bir biçimde, her mekan ve her insanın ayrı bir Atatürk’ü olduğunu, pek çok Atatürk’lerin her gün yeniden üretilmekte olduklarını düşünüyorum."

"Ölüm Oruçları"
Fotograflar: Gencer Yurttaş
Yazı: Ayşe Düzkan
..demir parmaklıkları ve gri duvarlarıyla mümkün olduğu kadar mezarları andırsın diye uğraşılmış, küf kokulu havası eskimiş hapishaneler. kimse buralarda canından, aklından, sağlığından, neşesinden olmasın diye oldu bütün bunlar. içlerinde, uzun zamanlar sonra da olsa bir gün kurulacak şölenlerin ümidiyle bedenlerinden vazgeçenler. kendi canına sessizce meydan okumanın yüzü var karşımızda.

"Kırım, Linç, Talan:Eryaman"
Fotoğraflar ve Yazı: Canay Özden
Bu fotoröportaj Nisan 2006'da Ankara'nın Eryaman semtinin sakinleri olan travesti ve transseksüellere uygulanmış sistematik ve kapsamlı şiddete dairdir. İzleyeceğiniz fotoğraflar Lambdaistanbul lgbtt Dayanışma Derneği'nin Eryaman'daki olayları protesto amacıyla Haziran 2006'da düzenlediği coşkulu Ankara yürüyüşünden. Okuyacağınız yazı ise Gacı Dergisi Ocak-Nisan 2006 sayısından alınmıştır ve Eryaman'da ne olup bittiğini tanıklıklara başvurarak anlatmaktadır.

"Geri Donşümün Görünmeyen Yüzü"
Fotoğraflar ve Yazı: Ali Saltan
"Dışarıda çöp topladığımız zaman o süs köpeklerinin değeri bizimkinden yüksek. Karşıdan gelen adam [bizden] iğreniyor. Bakmaktan bile iğreniyor. Hani burada benim bir yaşam savaşı, yaşam mücadelesi verdiğimi bilmiyor.”

"Aleviler"
Fotoğraflar: Sabriye Çelik
Yazı: Semra Çelebi
Alevi Bektaşi Dernekleri Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Ali Kenanoğlu, genç bir dede. Henüz 34 yaşında. Alevi öğretisini yaşatmak için mücadele ediyor. “Aleviler barış için semah döner” diyerek İstanbul’daki NATO toplantısında semah dönmeyi reddeden, oğlunun zorunlu din dersinden muaf tutulması için dava açan, Alevilerin yeni yüzü genç dede Ali Kenanoğlu’yla kentlileşen Alevilik üzerine söyleştik.

“Sirkeci - Halkalı Banliyö Treni”
Fotoğraflar: Yasemin Yıldız
Yazı: Ozgur Uğraş Akgün
Sirkeci’de beni karşılayan tren diğerleri kadar şanslı değildir aslında. Bazı arkadaşları dağlar tepeler aşarak yollarına devam ederken kendisi İstanbul’da bir banliyö hattında sıkışıp kalmıştır. Beton yığınlarının arasında, hapishanede volta atar gibi bir ileri bir geri gidip gelmektedir cezasını doldurmayı bekleyen bir kader mahkumu gibi.

"Panayır"
Fotoğraflar: Yusuf Darıyerli
Yazı: Erol Babaoğlu
"Penaltıcılar, atışçılar, satıcılar, kumarbazlar, şarkıcılar, halkacılar, çarkıfelekçiler, közde mısırcılar, pamuk helvacılar, içkili kuzu çevirmeciler, çin zarı oynatanlar, motorlarının üstünde ölüme meydan okuyan motorcular, seyyar berberler, dümenciler, çığırtkanlar... Bir başkadır panayır alemi..."

"Borsaya Endeksli Hayatlar"
Fotoğraflar ve Yazı: Onuralp Topal
"Ben bir dealerım. On beş senedir borsa aracı kurumlarında çalışıyorum; yani 16 yaşımdan beri. Bu fotoğrafları arkadaşlarımın ve benim borsaya endeksli büro yaşamımızın sıkıntısını gösterebilmek için çektim. 31 yaşındayım ama kendimi 50 gibi hissediyorum... Bu gördüğünüz yer, Esentepe’de on yedi katlı bir binanın on beşinci katında bulunan bir aracı kurum..."

"At Koşar Baht Kazanır"
Fotoğraflar ve Yazı: Cenk Gençdiş
"Yarış günü daha Yenimahalle Tren İstasyonu’ndan başlayan bir “yarış atmosferi” sarar sizi. Ellerinde yarış bültenleri hızlı adımlarla hipodroma doğru yürüyen “tiyocu” ağabeyler birbirlerine hangi atın bugün sürpriz yapacağını ders edasıyla, atın tüm soyunu sopunu açıklayarak anlatırlar. İster istemez siz de o havaya girer, adımlarınızı sıklaştırır, şu “rüzgarın oğlu”nu bir an önce görmek istersiniz."

Mustafa Batur'un Bir Günü
Fotoğraflar ve Yazı: Ayça Sezgiç
Sürekli hareket halindeyiz, bir de buna insanlarla iletişim, müşteri memnuniyeti gibi konular eklenince iş daha da yorucu olabiliyor. Büyük Beşiktaş Çarşısı'nda çalışıyorum. İnsan çalışırken genelde mekan fark etmiyor, yaptığın işi en iyi şekilde yapmak istiyorsun. Beşiktaş bizim mekan oldu artık. Sonuçta çay ocağı işlettiğinde her şekilde insanlarla çalışıyorsun, bu işi böyle büyük bir pasajda yapınca ise pasaja gelen müşteriler hariç tanıdığın, bildiğin, her gün gördüğün esnafla çalışıyorsun ki bu pasajın müşterileri de bence kaliteli.

"Berber Recep Usta"
Fotoğraflar ve Yazı: Murat Germen
"Recep Usta’nın dükkanında traş olmak yaşanması gereken bir tecrübe, biraz klişe bir laf olacak ama anlatmakla pek olacak gibi değil. Gene de biraz detay vereyim, belki kafanızda bir şeyler şekillenir. Dükkan Beylerbeyi sahil yolu üzerinde meydana bakan ufacık bir dükkandır. Recep Usta 40 küsur senedir berberdir ve Beylerbeyi’nin en eski esnaflarından biridir. Bu aşamada fotoğrafları daha anlamlı kılabilecek bazı detaylara geçmekte fayda olabilir..."

"Nazmiye Korkmazlar"
Fotoğraflar: Gülşin Ketenci
Yazı: Meltem Sanlav
"...Bu Nazmiye Korkmazlar’ın hikâyesi. Nazmiye Korkmazlar Anadoluhisarı Mahallesi’nin otuz yıllık muhtarı. Sürmeneli ailesinin İstanbul’a göçü sırasında, 1916’da Sinop’ta doğmuş. Aile, İstanbul’da balıkçılığı devam ettirebilecekleri Sarıyer’e yerleşmiş.İstanbulluyum" diyor Nazmiye Teyze... "baba toprağıyla bağımız kalmadı". 1936’da Anadoluhisarı’na gelin geliyor.

"Şeb-i Aruz"
Fotoğraflar ve Yazı: Ufuk Sarışen
"Saat on bire yaklaşırken Aşura Meydanı'na çıkan bütün sokaklardan, matemi simgeleyen siyah giysiler içindeki kadınlar ve erkekler "desteler" şeklinde, 'Lebbeyk (Emrindeyiz), ya Hüseyin, Lebbeyk ya Zeynep' diye ağıt yakarak meydana doğru yürürler. Her yıl tekrarladıklarından ve yıl içinde de provalar yaptıklarından olsa gerek gruplar birbirleriyle kusursuz uyum içinde hareket ederler."

"Aşura Günü"
Fotoğraflar ve Yazı: Altan Bal
"Saat on bire yaklaşırken Aşura Meydanı'na çıkan bütün sokaklardan, matemi simgeleyen siyah giysiler içindeki kadınlar ve erkekler "desteler" şeklinde, 'Lebbeyk (Emrindeyiz), ya Hüseyin, Lebbeyk ya Zeynep' diye ağıt yakarak meydana doğru yürürler. Her yıl tekrarladıklarından ve yıl içinde de provalar yaptıklarından olsa gerek gruplar birbirleriyle kusursuz uyum içinde hareket ederler."

"Tarlabaşı"
Fotoğraflar: Fatih Pınar
Yazı: Ali Saltan
"Tarlabaşı son yıllarda suçun, fuhuşun ve yoksulluğun mekanı olarak anılmakta. Sakinleri Kürt oldukları, Roman oldukları, travesti oldukları için dışlanmaya maruz kalıyorlar. Sıkça polis baskınlarıyla gündeme gelen semt basında da toplumun kötülük çöplüğü olarak gösteriliyor. Tarlabaşı kentin merkezinde, bir o kadar da kent tahayyülümüzün uzağında, kentin dışında yer alıyor."

"Ortodoks Gagauz Düğünü"
Fotoğraflar ve Yazı: Mustafa H. Dıgdığı
Gagauzlar Hristiyanlığa bağlı küçük bir Türk topluluğu olup, günümüzde Moldova Cumhuriyeti'nin Gagauzya (Bucak) bölgesi başta olmak üzere Ukrayna'nın Odessa ve Zaporoje, Kazakistan'ın Turgay bölgeleri ile Kırgızistan'ın başkenti Bişkek ve Özbekistan'ın başkenti Taşkent civarında yaşamaktadırlar.

"Kurban Pazarları"
Fotoğraflar: Ali Öz
Yazı: Ali Saltan
Kurban satmak başlı başına bir iş olmamakla beraber çeşitli işlerde çalışan insanlar tarafından yapılmaktadır. Kurban kesme günlerinin aktörleri olan bu insanlar arasında kendi memleketlerinde çiftçilik yapanların yanı sıra büyük şehirlerde inşaat ustalığı gibi işlerde çalışanlar bulunuyor.

"Çocuk İşçiler"
Fotoğraflar: Aclan Uraz
Yazı: Ali Saltan
Çocukların işe başlamasındaki temel neden ülkenin sosyo kültürel ekonomik yapısıyla bağlantı olan yoksulluktur. Tek başına yoksulluk kavramı çocuk işçilerin varolma nedenini açıklamasa da bu olguyla yakından ilgili. Özellikle "gelişmekte" olduğu kabul edilen ülkelerde çocuk işçiliği ucuz emek gücü olarak kabul ediliyor.

"Bir Toplu Nikahın Perde Arkası"
Fotoğraflar ve Yazı: Abdurrahman Antakyalı
Ankara Büyükşehir Belediye’sinin her yıl düzenlediği toplu nikah şöleninde, nikah töreni öncesi gelin ve damatların yaşadıklarını anlatan bir fotoğraf serisi.

"Kuşlarla Kahvaltı"
Fotoğraflar ve Yazı: M. Yüksel Altun
Kar yağar İstanbul'a kuşlar aç kalır.Kim besler onları? Babam Nazif Altun. Babamın bisikletiyle gezerek topladığı ekmeklerle kuşları beslemesinin kısa öyküsü.